::::: TAŞINDIK :::::


Değerli Ziyaretçilerimizin Dikkatine,

     Sizlere, yazılarımı daha iyi bir şekilde sunabilmek ve sitede geçireceğiniz vaktin daha keyifli hale gelebilmesi için bundan sonraki yazılarıma www.bilincalti.com sitesinde devam edeceğim. Küçük bir kayıt işleminden sonra tüm içeriğe ulaşabilirsiniz. Teşekkürler.

                                                    Saygılarımla
                                                    Turgay GEZİCİ
Devamını okuyun...>>

Misafir olarak devamlı eleştirmek yerine Ev Sahibi olarak sorumluluğu üstlenin.



Her gittiğimiz mekanda misafir sayılırız ve sürekli eleştirisel anlamda bize göre ters gelen ve eksiklikleri eleştirir, dururuz ben olsaydım şöyle yapardım yada şunu niye düşünememişler gibisinden ahkam keseriz. Gittiğimiz yer küçük yada büyük çaplı bir yer olsun , organizasyonun yapısını tanımadan, sektör hakkında fikir sahibi olmadan , sadece gördüğümüz birkaç detaya takılır, kendimizi ve yanımızdaki kişileri de bu hatalara yönlendiririz.

Misafir olarak gittiğimiz yerlerde daha canlı, daha neşeli , sohbetimize doyum olmayan bir kişilik sergileriz. Ev sahipliği yaptığımız durumlarda ise bu özelliklerimizi kaybetmesek de biraz daha durağan, sürekli etrafı kontrol eder halde, misafirimize ve hizmet verdiğimiz kişilere karşı aksaklık olmaması bakımından daha tedbirkar davranırız. Sorumluluklarımızın farkında ve temsil ettiğimiz mekanın kontrolünün bizde olduğunu hissettirmek isteriz.

Misafirlik kavramı ; sadece insanların görüşmesi ve  sosyal anlamda bir olgudan ziyade , kişinin gözlemcilik yeteneğini, olması gereken ile olmaması gerekenin farkına vardığı bir kıyaslama sürecini de beraberinde getirir. Hoşgörü çerçevesi içinde yaptığı önerilerinin, kabul görüp görmediği yada kendisine açıklamalar sureti ile daha da bilgilendirici mesajlarla farkındalığını arttırdığı bir süreçtir. Bir yere davet edilmeniz ile sıradan bir kişinin mekanda olması arasındaki fark ;  ev sahibi tarafından bilgilendirilmeye , düşünülen fikrin hedeflerine ulaşmasının önündeki engellerin açıkça konuşulabildiği bir sohbeti mümkün kılması ve gözlemlerinizi, anlık düşüncelerinizi ev sahibine aktararak faydanız olması anlamında çaba verdiğiniz bir ortamdır. İki tarafda birbirlerinin düşüncelerine değer vererek , global anlamda memnuniyeti yakalamaya çalışır.



Peki hayatlarımızda sadece misafir olmak anlamında oradan oraya gidip, gördüklerimizi eleştirip bunları bir sohbet konusu mu yapacağız. Elimizden gelenin bundan çok daha iyisi olacağına eminim. Kendi mesleğimizle ilgili bir girişimde bulunmak ve bu alanda hizmet vermek istiyorsak artık sürekli eleştirel ve şikayet eden gözlük camlarımızı silmenin vakti gelmiştir. Diğer insanlarında bizim yaptığımız işlerle ilgili fikirlerini duymak , bu eleştirileri büyük bir açıklıkla göğüsleyerek sürekli daha iyiye giden bir yola çıkmamız gerekir. Bundan önce her ev sahibinin yaptığı gibi, hayallerini gerçekleştirmeleri ve sonrasında esnek bir şekilde günün şartlarına uygun değişikler yaparak hizmet kalitesinin çıtasını sürekli arttırmayı hedeflemeliyiz.

Alışkanlıklarımızı bir türlü bırakamamaktan şikayet ediyoruz. Sizce de herşeye sadece eleştirel gözle bakmak bir alışkanlık değil midir? Bu bizim en doğal hakkımız diyeceksiniz. Haklısınız, kişisel değer yargılarımıza göre objektif olmayarak yapacağımız eleştiriler yada şikayetler, herkes tarafından kabul görmeyebilir, kimisi gayet memnun iken biz orada bulunmaktan yada o hizmeti almaktan son derece bunaldığımızı düşünebiliriz. Ama yaptığımız eziyet, sadece kendimize verdiğimiz psikolojik bir baskıdan ibarettir. Empati, empati, empati diyoruz. Kendimizi evsahibi gibi düşünüp, yapılan işin sadece bir ticaret olduğunu değil, insanlar üzerinde bir süreklilik yaratmak amacı ile hangi yöntemleri kullandıklarına, odaklanıldığını düşünmek bile sizlere inanılmaz katkılar sağlar. Bu düşünce yapısına kavuşabilmek hiç zor değil, sadece kendinize belli başlı soru kalıpları oluşturun ve bunların cevabını aradıkça, bu mekanlar sizler için çok farklı anlamlar taşımaya başlayacaktır.

Mesela : Gittiğiniz bir yerde , gözünüze çarpan aksaklıkları not ederek işe başlayabilirsiniz.

Soru 1: Bu aksaklığın sebebi nedir ?

Cevap Seçenekleri :

1- Teknoloji Yetersizliği  midir?
2- İnsangücü eksikliği midir?
3-Yönetim tarafından farkedilmeyen bir sorun mudur?
4- Müşteri memnuniyetine önem vermeyen bir zihniyet ürünü müdür?

tarzında sorularla ufak bir beyin jimnastiği yapabilir ve sorugulama özelliğinizi, amacına ulaşan sorularla daha da geliştirebilirsiniz. Buradaki amacım, eğer düzeltilmesini istediğiniz aksaklıklar var ise bunu yetkili kişilere bildirmeniz ve sadece sorunu değil , size göre mantıklı olan çözümünü de aktararak çözüm sürecinde bir faydanız olmasını sağlayabilirsiniz. Toplumdaki görevimiz sadece kendi hayatımızı yaşamaktan ibaret değil yada öyle düşünmemeliyiz. İster sosyal sorumluluk projelerinde yer alın isterseniz bu tür aksaklıkların çözümünde üzerinize düşen payı üstlenin. Bu sizin sorumluluk bilincinizle giderek artacaktır.



Kendi adıma da örnek verecek olursam ; şu ana kadar bu şekilde çeşitli firmalara ve hizmet veren devlet kurumlarına bir çok başvurum olmuştur. Bana göre bu tip önerileri yapabilmek için sadece ürünleri yada hizmetleri kullanmak baz alınmamalı. Görünürde olan yada etkileri olumsuz olabilecek her türlü aksaklığın önüne geçebilmek için, bu hizmeti sağlayan birimlere ulaşmalı ve sadece şikayet eden pozisyonunda kafa ütüleyici bir şekilde değil de yardımcı olmak maksadıyla yaşadığımız olumsuz deneyimi de aktararak , fark etmelerini sağlamalıyız. Biz farkedersek onlar önlemini alır. Onlar farkedene kadar iş işten geçmiş olabilir. Burada olumsuz örnekler vermek sureti ile morallerimizin bozulmasına sebep olmak istemiyorum. Önemli olan kendinizi bu dünyada nasıl ifade ettiğimizin farkına varalım.

Bu anlamda edineceğiniz her deneyim, sizleri daha farklı kılacak bunu hissedeceksiniz. Fikirleriniz ve düşünceleriniz çok önemli siz bunun farkına varırsanız, karşı taraf sizi daha da önemser. Ürünler, hizmetler, firmalar, büyük organizasyonlar hepsinin arkasında insan gücü ve düşüncesi var elbette. Bir düşünce bir hayalden ibaret olan ve daha sonra somut adımlarla bugünlere kadar gelen her süreç, sizlerin katkıları ile daha faydalı olabilir. Sadece kendinizi doğru ifade edip etmediğinizi empati yaparak anlamaya çalışın. Ne cevherleriniz var da farkına varamıyorsunuz bir bilseniz.

Lütfen Yorumlarınızı İletin....

Yazan : Turgay GEZİCİ


Devamını okuyun...>>

Vefa Borcunuzu Ödemek İçin Sıranızı Beklemeyin...


Zaman zaman birbirimize iyiliklerimiz dokunuyor. Bu iyilik karşısında kimi zaman mahçup kalıyoruz kimi zaman da zamanı gelince benimde bir faydam dokunur diyerek akışına bırakıyoruz. Karşılıksız yardımcı olmak toplumumuzda en önemli ahlaki değerlerimizden bir tanesidir. Çok şükür ki bu değerlere hala sahip çıkanları görebiliyoruz. Kendisine faydası olan kişilerin, etrafındaki insanlara da yaklaşımı hep paylaşımcı ve yol gösterici olmuştur. Bu kişilerin yaptıkları küçük yada büyük yardımlar, manevi açıdan bir tatmin oluşturur.

Karşılıklı yapılan yardımlarda ise sabırsızlık faktörü her zaman göze çarpmakta ve yardımını aldığınız kişinin sürekli sizden bir çıkar beklentisi içinde olduğunu hissedersiniz. Zor durumda kalmış olmasaydınız muhtemelen bu yardımı kibar bir şekilde geri çevirebilirdiniz. "Dostlar alışverişte görsün misali" gibi çevremizdeki kişilerle olan yardımlaşmalarımız, aslında onları daha iyi tanıyabilmek açısından çok önemli fırsatlardır. 

Yakın dostlarımızın ve akrabalarımızın, yaşadıkları sorunlarda onları dinlemek, yapılacak birşey varsa da gücümüz yettiğince yardımcı olmak isteriz. Sürekli güleryüzlü ve moralli görmeye alıştığımız kişilerin, nedenini bilmediğimiz sıkıntıları yüzünden suratı asık bir şekilde görünmeleri ister istemez bizleri etkiler. Yardımcı olabilmek için dertlerini dinlemek , sırdaşları olmak yada bir çözüm üretmek için zamanımızı onlara ayırırız. Çünkü gerçekten hissederek yapılan bu eylem, bizlerin de başına gelen sorunlarda en yakınlarımıza kendimizi çok rahat açmamızı sağlar. Yetiştiğimiz ortamı iyi tanıyan , düşüncelerimizin az çok ne olduğunu kestirebilen insanlara kendimizi açmamız daha kolay olur. Maddi yada manevi anlamda, yardımlarını aldığımız kimselere, bizler de koşullar elverdikçe yardımcı olmaya çalışırız.

Maddi durumumuzun ve şartlarımızın çok iyi olmadığını düşünecek olursak, yardımlarını bizden esirgemeyen kişilere, mahçup kalma düşüncesi bile canımızı sıkabilir. Bu kişilerle olan diyaloglarımızda sürekli onlar için yapabileceğimiz birşey olup olmadığını sohbetlerimizden çıkarmaya çalışırız. Eğer elimizden gelen bir yardım olursa da manevi anlamda büyük bir rahatlama yaşarız. Karşılıklı olmadığını iki taraf bilse dahi gönül yada vefa borcunun kapatılması bizler için çok anlamlıdır. Bunun sonucunda duyacağımız haz duygusu hayata sarılma nedenlerimizden birisi bile diyebiliriz.


Hepimiz, gücümüz ve imkanlarımız doğrultusunda yardımcı olabileceğimiz fırsatları kollarsak, imece usulü şeklinde birbirimizi hem daha iyi tanıyabilme fırsatı yakalar hemde destek olmak açısından olumlu bir sonuca varmış oluruz. Günümüzde şartların değiştiğini, artık hiçbirşeyin eskisi gibi olmadığını düşünsek de aslında değişen sadece insanların düşünceleridir. Çevrenize yakın bir zaman içinde baktığınızda ;  oturduğunuz ev aynı, yürüdüğünüz yollar aynı, işyeriniz aynı fakat insan düşünceleri farklı. Şartların insanlarımızı sürekli olumsuzluğa ittiğine odaklanırsak , bu gibi güzel değerlerimizi de elimizin tersiyle itmeye devam etmiş oluruz.

Sadece iyilik gördüğümüz kişiye odaklanmak yerine , en küçük bir iyilikle bile günümüzü tamamlayabilirsek ne mutlu bize. Yardımcı olabilmemizin asıl gayesi içsel huzurumuzu sürdürebilmek ve fayda sağlayabildiğimiz kişinin mutluluğunda, bir parça olsun payımızı görebilmektir. Yardımcı olacağımız kişilerin maddi durumları asla bir kriter olarak düşünülmemelidir. Kararsızlık yüzünden , sıkıntılı günler geçiren çok yakın bir arkadaşınıza yada maddi durumu elverişsiz bir kişiye de yardımcı olabilirsiniz. Yardım'ın hiçbir zaman yeri, türü ve zamanı belirli değildir. Bunu sizin kendi içinizdeki netliğiniz belirler. "Ben bu yardımı yapmak istiyor muyum?" şeklinde açık olmalısınız.

Yardım şeklimiz, maddi destek yada sadece o kişinin isteğini yerine getirmek olmamalı diye düşünüyorum. Yol gösterici olabilmek, maddi yardımlar yapmak yerine iş imkanı sağlayarak bunun kapılarını aralamak, Manevi fikir paylaşımları için ise , başımıza gelen yada bildiğimiz olaylardan örnek vermek sureti ile kişinin kendi kararını almasına ön ayak olmak daha doğrudur. Bir kişiye balık verip, karnını doyurması ve kendinize muhtaç etmeniz yerine ;  Balık tutmasını öğretip, o kişinin kendi bağımsızlığını kazandırmak her zaman için en temel olandır.

Gününüzün rutinlikten uzak olduğunu hissetmeye başladınız. Artık bu tür fırsatları daha net algılayabilecek ve imkanlar elverdiğince, yardımcı olabileceksiniz. Eğer , kimsenin yardımına ihtiyacım yok ve kimseyle de bu şekilde uğraşmak istemiyorum diye düşünüyorsanız tamamen egoist bir yaşam sürdüğünüzü söyleyebilirim. Daha önceki deneyimlerinizde , kullanıldığınızı düşünmüş yada büyük pişmanlıklar yaşamış olabilirsiniz ama bunlar kendimizi daha iyi hissetmek adına bundan sonra daha bilinçli ve yerine ulaşan yardımlarda bulunmamıza asla engel olmamalı.

Lütfen yorumlarınızı iletin...

Yazan : Turgay GEZİCİ


Devamını okuyun...>>

Teknoloji Bağımlılığının Üzerimizdeki Etkileri ...


Teknolojik milletiz vesselam. Ağırlık olarak cep telefonu ürünlerinin üzerine düşsek de sürekli yenilenen ve her alanda kendini hissettiren teknoloji çılgınlığı nesilden nesile zıplayarak almış başını gidiyor. Yeni çıkan ürünlerin öncelikle tasarımına hayran kalarak sonrasında ise işlevlerinin bize ne kadar faydalı olacağını araştırmak sureti ile etrafında pervane olmaya başlıyoruz. Bu  ürünü kullananların yorumlarını öğrenmeye çalışıp, ödeme seçeneklerini inceleyerek bütçemizi nasıl koordineli hale getirebiliriz diyerekten dersimizi çalışıyoruz. Çünkü buna mecburuz. Herkes alıyor , Biz neden almayalım ?

Satın alınan bu ürünler eğer sadece merak yada duyulan eksiklik hissini kapatmak maksadı ile alınmışsa, zaten yerini tozlu raflarda bulması uzun zaman almayacaktır. Herkesin kendinden sorumlu olduğu bir ortamda, harç borç dengesi içindeyken, aldığı ürünün ödemesini  8-10 ay takside bölerekten, her ay ekstresine yansıyan bu rakamları gördükçe kendine demediğini bırakmıyor olsa da, olsun bir daha mı gelicez bu dünyaya düşüncesi ile sineye çekmeye devam ediyor. Satın alma kararımızdan sonra, giderek daha da daralan bütçemizi o an neden bu şekilde sarsarak, düşünemediğimizi incelemek istiyorum müsadenizle.


Teknoloji dur durak bilmiyor ve bizlerden de buna uyum göstermemiz bekleniyor. Günlük olarak 3 öğün bile dengeli beslenemezken ( fast food harici anlamında ) çıkan her ürünü ve hizmeti kullanmamız ve bir sonraki müthiş gelişmelere hazır olmamız bekleniyor bizlerden. Teknoloji sayesinde, her an her yerde olabilecek ve hiçbirşeyi kaçırmayacağımızı her fırsatta bize empoze ediyorlar. Bizde buna güvenerekten herşeyi daha çok merak ediyoruz. Devamlı arzulanan ÖZGÜRLÜK isteğimizi teknoloji sayesinde daha fazla mekanda olan biten şeyi öğrenme ve daha fazla kişiye kendimizi ifade edebilmek olarak değerlendirmek istiyoruz. Çünkü bize herşeyi saniyeler içinde görebileceğimiz, alabileceğimiz öğretilmeye çalışılıyor. Bunun uğruna da teknolojiye gerçek anlamda ne kadar ihtiyacımız olduğunu sorgulamadan düzeni bozmuyoruz. Ne dayatırlarsa topluluk psikolojisi içinde önce hazmediyoruz sonrada yürü ya kulum...

Peki en çok arıza çıkan bu ürünlerde artık sabrımızın sınırlarında gezindiğimizi hissetmiyor muyuz? Önceden trafikte yaşadığımız zorlu günlere bile bu kadar sinirlenmezken, teknolojik anlamda bir problemle karşılaştığımızda ne kadar agresif olabiliyoruz hiç farkettiniz mi ? Mesela ; tüm gün işyerinde internete bağlısınız ve eve geldiniz internetiniz çalışmıyor. Ne kadar kötü bir durum değil mi? Hemen ilgili arıza kayıtlarını bırakarak sorunun çözülmesini bekliyorsunuz , diğer işlerinizle meşgul gibi olmanıza rağmen gözünüz sürekli adsl modem'inizin ışıklarında oluyor ve bu gergin bekleyiş uzadıkça ister istemez yıpranıyorsunuz. Gün boyunca uğraştığınız insanlar ve müşteri problemleri sizi bu kadar yormaz iken, bir bağlantı problemi nedeniyle size vaad edilen, her an her yerde, her istediğiniz an elinizin ucunda olan imkanlardan yararlanamamak psikolojik bir baskı oluşturuyor.

Diğer Örneğimiz ; Yeni aldığınız cep telefonunuz son model ve harika bir görünümü var. Kullanmaya başladınız ve bir iki hafta sonra takılmalar ve kilitlenmeler yaşıyorsunuz. Sıfır bir üründe nasıl olabilir ki bu ? Hemen servisini arıyorsunuz , cihazı yetkili teknik servislerine bırakıp daha eski bir model telefonla idare etmeye başlıyorsunuz. Yaşasın nostalji, bu bile aslında ne kadar çok işinizi görüyormuş bunu daha iyi anlıyorsunuz. Halbuki yeni telefonunuzda bulunan bir çok özelliğin kuru kalabalıktan başka bir işe yaramadığını anlıyorsunuz. O halde bundan sonraki adımlarınızda, satın alma kriterlerinizi farklı açılardan değerlendirmeniz mümkün olabilir. Sürekli reklam bombardımanı altında tutularak hazırlandığımız bu kıvamın farkına varmak farkedilmesi en güç durumlardan birisidir. Teknolojide üç aylık bir zaman dilimi herşeyin sil baştan yazıldığı bir dönemdir. Satın alma kararınızı bekleterek, üç sonrasında aynı kararı aldığınızda kesinlikle karlı çıkan siz olursunuz. Önemli olan hayati önem taşımayan ihtiyaçlarınız için bunu yapabilmektir.


Şu an 3G teknolojisi ile artık sınırların kalktığı bir döneme girmiş bulunuyoruz. Nerede bulunduğumuzu , kimlerle olduğumuzu, ne yaptığımızı ve bunun gibi birçok durumu artık ifade edebiliyoruz bu teknoloji sayesinde. Görüntülü görüşmenin yanı sıra, tv izleme, borsa işlemlerini takip edebilme ve internetin diğer tüm nimetlerinden faydalabilmemiz de cabası. Bildiğiniz gibi bu hizmetin sesli görüşme ile aynı bedel olduğu sürekli vurgulanarak kullanımı cazip hale getirilmeye çalışılıyor, fakat bu hizmeti kullanırken sürekli aldığınız hizmetlerin sonucunda data indirileceği için faturanıza yansıyacak olan da bu datanın fiyatlandırılması olacak. Hizmete kayıt olmanız bedava fakat hizmetin içeriği paralı. Birazda buradan bakalım olaya.


Teknolojik değişimler sonrası ihtiyaçlarımız ve kullanma alışkanlıklarımız da yeniden şekilleniyor. Gecenin bir yarısı birdenbire uyanmak ve Pc başına oturup e-mailleri kontrol etmek, bir iki el oyun oynamak yada sosyal ağ sitelerindeki arkadaşlarınızın paylaşımlarını incelemek artık sıradan bir durum haline geldi. Düzenli uyku almak yerine, teknoloji ile yorgun düşen zihinlerin , kendini yatağa atması ile sabah olmasının arasındaki çizgi giderek inceliyor. Düzenli uyku çok önemli buna Dikkat!

Her an heryerde olma kavramının, getirdiği kişisel özgürlük kavramını sınırlama durumu da, kullanıcıların artık kendini gizleme anlamında bu hizmetleri kullanmaya devam etmesi ile sürüyor. İnternet üzerinde kullandığınız birçok hizmet, sizi gizleyerek aynı hizmetleri almanızı sağlıyor ve sadece kendi belirlediğiniz kişiler ile iletişiminiz devam ediyorsunuz. Gerçek hayatta kendimize sağlayamadığımız bu lüks hizmet, sanal hayatta insanları daha mutlu edebiliyor. Normalde çevremizdeki kişilerin bize verebileceği rahatsızlıkları yada müsait olmadığımız durumlarda dahi ulaşmalarını engelleyemiyoruz. Çevrimiçi hayatta ise belirlediğimiz kişilerle diyalog içinde olup diğer tüm kişileri bu anlamda kontrol edebilmek, bizleri bu duruma alışkanlık derecesinde bağlayan bir etken oluyor. Düşündüğümüz zaman bu iki hayat arasında birçok fark oluştuğu apaçık. Teknolojinin sayesindeki oluşumlar, bizleri çevrimiçi hayatın nimetlerine daha fazla bağlamış durumda malesef. Çevrimiçi hayatın bizlere kazandırdığı sınır ve kural tanımaz durum anlayışı, kendisini gerçek hayata olumsuz bir çok örnekle taşımaya devam ediyor. ( Sohbet odalarında başlayan kavga sonucu ölümler, Webcam görüntüleri ile şantaja uğrayan kişiler, kendini farklı tanıtarak umut vaad edenler vs.)


Artık dakikaların bile daha kıymetli olduğu bir dönemdeyiz. Her zaman bir yerlere yetişmeye çalışıyor ve geciktiğimiz dakikaların kıymetini daha iyi anlıyoruz. Online iletişimin hızının artması ile insan ilişkilerinde de ister istemez bu hızı bekliyoruz. Yapılmasını istediğimiz bir iş için bize verilen süreyi beğenmiyor daha kısa zamanda teslim edebilecek bir yeri kalitesini sorgulamadan kabul ediyoruz. Telefonda aradığımız çağrı merkezlerini yada müşteri hizmetlerini, bizleri birkaç dakika fazla beklettikleri için bir kaşık suda boğacak hale geliyoruz. İşte bu ve buna benzer örneklerin tümü teknolojinin bizi hızlandırması sonucu edindiğimiz alışkanlar yüzündendir.


Kaybedilen bu birkaç dakikayı, zaten gün içerisinde ne kadar gereksiz işlerle  harcadığınızı hatırlayın. Son dakikalara işinizi sıkıştırmak sureti ile bekleme/bekletilme süreleri yüzünden kendinizi yıpratmanız hiç de sağlıklı değil. Kendinizi planlamak sureti ile kontrolünüz dışında olan aldığınız hizmetler için esnek zaman dilimleri içinde hareket etmeyi deneyin. Mesela öğlen yemeği esnasında bir yerden hizmet almanız ile daha öncesinde almanız arasında fark olacaktır. Aynı şekilde mesai bitim süresine az bir zaman kala, detaylı konular hakkında yüz yüze yada telefonda yapacağınız görüşmelerde de istediğiniz sonucu almanız bir o kadar zor olacaktır.


Günümüzde, çevremizdeki kişilere doğru olmadığını bilsek bile söylediğimiz zaman birimleri sürekli daha da azalıyor. Gideceğiniz yere, 1 saat sonra varacağınızı bilseniz dahi, "Yarım saat sonra oradayım" diyerek suçu başka nedenlere bağlamak, uygunsuz bir yere park ettiğinizde, sizi uyaran kişiye 5 dakika sonra çıkıyorum demek,  amirinizin sizden beklediği raporları, birazdan getiriyorum diyerekten, akşama kadar güç bela yetiştirmek bunların örnekleri olabilir. İnsanlara gerçek zamanları söylediğimizde, yetersiz olduğumuzu düşünmelerini istemeyiz ve mecburen oyalama yaparak zaman kazanmaya çalışırız. Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar ...





Son olarak ; Vazgeçmeyi bir an bile düşünemeyeceğimiz, ürün ve hizmetlerin aksaması sonucunda mağdur kalmamak için aşağıda birkaç önlem'e yer vermek istiyorum ve bunların kesinlikle işinize yarayacağını düşünüyorum.

Öncelikle internet bağlantınız için, en ucuz modemlerden bir tane satın almak ve bağlantı ayarlarınızı buna uygulayarak yedekte bulundurmanız işe yarayabilir.

Cep telefonunuzun Pc'lere kurulan yönetim yazılımını  kullanarak, belirli aralıklarla tüm simkart, mesaj ve kişisel bilgilerinizi yedek alarak , oluşabilecek bilgi kayıplarınızı en aza indirebilirsiniz.

Dizüstü Bilgisayar'a sahipseniz, ısınma ve yavaşlama problemlerine çözüm olarak, fanlardan oluşan bir soğutma tablası satın alabilir ve bunu dizüstü bilgisayarınızın altına yerleştirerek performansını arttırabilirsiniz.


Düzenli yedek alma alışkanlığı edinmek için kendinize hatırlatıcı notlar yazmayı deneyebilir ve bu sayede ansızın başınıza gelen harddisk arızalarında en az kayıpla günü kurtaran siz olursunuz.


En çok kullandığınız ve önemsediğiniz yazılımların isimlerini arama motorlarında aratarak, bunlarla ilgili püf noktaları ve kullanım kolaylıklarını öğrenebilirsiniz. Günde 15 dakikanızı bile bu işe ayırmanız kesinlikle profesyonel anlamda farklılığınızı ortaya çıkartacaktır. Rekabet ortamında ürettiğiniz işlerin sağlamlığı ve güvencesini başkasından almak yerine neden kendiniz vermiyorsunuz ? Veri kaybı gibi en zor durumlarda suçlanan kişi olmak yerine adımını sağlam atan kişi olmanız hiç zor değil. Sadece 15 dakika...

Bir görüşmeye gitmek üzere yola çıktığınızı farzedelim. Malum trafik yada başka sebepler nedeniyle yarım saat ila bir saat arasında geciktiğinizi farzedelim. Nasılsa görüşme yapacağınız kişi sizi bekleyecektir düşüncesi ile direk giderseniz tatsız süprizlerle karşılaşabilirsiniz. Mutlaka görüşme yapacağınız yere varmadan önce telefonla teyit almanız, ve müsait olup olmadıkları konusunda bilgi almanız çok önemlidir. Gecikme yaşadığınız durumlarda görüşme yapacağınız kişi de kendi planına göre , acil bir şekilde işyerinden ayrılabilir, bir başka kimseyle görüşmeye başlayabilir yada uzun sürecek bir toplantıya katılabilir. İki-üç dakikalık bir telefon görüşmesini önemsemeyerek , sonrasında yaşanan gereksiz zaman kayıplarını engellemek gene sizin elinizde.


Son önerim teknolojiden ziyade mekanik anlamda olacak. Sizde benim gibi arabanızı kullanırken sık sık benzin lambasının dibine kadar dayanmasını bekleyenlerdenseniz, altın gibi bir öneride bulunacağım. Benzin lambası yandıktan sonra ortalama 80 km kadar yol alabiliyorsunuz. Fakat iyice azalmış olan benzin, aracınızı eğimli bir yola bıraktığınızda şamandıra seviyesinden düşüyor ve aracınızda benzin olmasına rağmen düştüğünüz durum için kendinize kızıyorsunuz :) Her zaman aracınızı ön kısmı aşağı gelecek şekilde parkederseniz, benzinciye kadar idare edersiniz. Aracınızın ön kısmını yokuş yukarı dik yada çok az eğimli bırakmış olsanız dahi , benzin seviyesi şamandıradan düşecektir ve arabanız çalışmayacak. Aracınızın o an bir sürü araç ile çevrili olması, aklınıza gelen birkaç çözüm yöntemini de kısıtlayabilir. Bu yüzden daima düz yada ön kısmı aşağı gelecek şekilde park etmeye dikkat edin.

Lütfen yorumlarınızı iletin...


Yazan : Turgay GEZİCİ


Devamını okuyun...>>

Düşüncelerinizde dağılmamak için sıralama yöntemini izleyin. Konsantrasyon problemlerinizi kesinlikle hafife almayın.


Bu yazımda artan bilgi kirliliği ve konsantrasyon bozukluğuna dikkat çekmek istiyorum. Bundan 10-15 sene evvel, günlük gazete ve akşam haberlerine paralel şekilde yaşarken, haber ve ekonomi ağırlıklı kanalların yayın hayatına başlaması, internet hizmetlerinin gelişerek bir iki tıklama ile saniyeler içinde milyarlarca bilgiyi önümüze sunması ve bütün teknoloji kaynaklarının kendi hizmetlerinin yanı sıra, reklam pastasından pay alma kaygısı ile sürekli bir haber akışı sağlaması, bilgi bombardımanı altında hayatımıza devam etmeye çalışıyoruz.

Öncelikle Konsantrasyonun tanımını inceleyelim : "Konsantrasyon, bir konuya zihinsel olarak belli bir süre odaklanabilmektir. Konsantrasyon süresi, kişiden kişiye değişebildiği gibi; aynı kişide konu ve yapılan işe göre de değişiklik gösterebilir.Genellikle sevdiğiniz,merak ettiğiniz,önemsediğiniz ve yapabildiğiniz işlere daha uzun süre konsantre olabilirsiniz." Yani bir anlamda yaşamımızı istediğimiz gibi çekip çevirebilmenin en önemli etkenlerinden birisidir Konsantrasyon. Başarılarımızı, motivasyonumuzun sürekliliğini sağlamak ve sürekli dalgınlık sonucu istenmeyen zararları engellemek ve konsantrasyonumuzu kaybetmemek için bu konuya zaman ayırmalıyız.


Mesela; Okumaya başladığınız bir yazının içinde birdenbire kendinizi farklı düşüncelerde bulup, şu ana kadar okuduğunuz kısımdan hiçbir şey anlamadığınıza çokça şahit olmuşssunuzdur. Çünkü yazıda geçen bir kişi ismi yada mekan ismi bizi daha önceki hatıralarımıza götürür ve bunu düşünmeye devam ederiz. Aynı şekilde karşımızdaki kişi ile sohbet ederken birdenbire onun anlattıklarını duymamaya ve önceki bir deneyimimizi zihnimizde canlandırmaya başladığımızı farkederiz. Bu yüzden çoğu zaman okuduğumuzu tekrar baştan okumak, karşımızdaki kişiye "Kusura bakmayın, dalmışım!... "demek uygun kaçmayacağı için, yaşamımızda uçları birbirine bağlanmamış düğümler meydana gelmektedir.



Daha önceleri sıklıkla benim de başıma gelen bir durum da buna örnek olabilir; Trafikte iken, yol ayrımından girmem gereken bir yere yaklaşırken her nasıl oluyorsa, birdenbire kendimi yanlış yolda buluveriyorum. Çünkü gördüğüm bir nesne yada radyoda duyduğum bir müzik yüzünden düşüncelerimde dalıp gitmek sureti ile girmem gereken yerden girmediğimi geç de olsa farkediyorum. Bu şekilde birçoğumuzun randevularına geç kaldığını tahmin edebiliyorum. Sizinde buna benzer bir probleminiz varsa konsantrasyonunuzu etkileyen faktörleri belirlemeli ve konsantrasyonunuzu arttırıcı alıştırmaları sık sık yapmalısınız.


Öncelikle konsantrasyon probleminiz olup olmadığını anlayabilmek için alıntı olan örnek bir alıştırma deneyebilirsiniz.


Bir yol boyunca yürüyerek, nefesinizi 1''den 10''a kadar sayın. Bitince tekrar 1''den başlayıp 10''a kadar sayın. Bu işlemi üstüste kaç kez yapabildiğinizi görün. İdeal olanı 5-6 kezden az olmamak koşuluyla daha fazlasıdır. Dalgınlıkla 10''dan sonra tekrar 1''e dönmek yerine 11, 12, 13 gibi saymayı sürdürdüğünüzde en son kaçta kaldığınıza dikkat edin. İşte bu sayı, sizin ne kadar uzun süre dalabildiğinizin bir ifadesi olabilir. Gerçekten çok dalgın kişilerin 120''lere kadar saymaya devam ettikleri görülmüştür.


Sıralama yönteminden bahsedelim dilerseniz ; İşyerinizde değerlendirmeniz gereken bir raporu okuyorsunuz ve raporda geçen Antalya kelimesini okuduğunuzda , geçen yaz tatil yapmaya gittiğiniz yeri hatırladınız. Daha sonra Antalya da kaldığınız yerdeki güzel yemekleri anımsadınız, Ardından yemekten sonra yürüyüş yaptığınız deniz kıyısı aklınıza geldi, güneşin batımında ayaklarınızın kuma batıp batıp çıktığı , köpüklü suların ayaklarınıza masaj yapar gibi rahatlattığı bir yerde olduğunuzu düşündünüz. Birdenbire irkildiniz ve hayallere nasıl dalıp gittiğinizi farkettiniz. Sıralama yönteminde farkedeceğimiz en önemli şey, birden fazla kelime grubunun geçtiğini bilmek ve kendimize geldiğimiz andan itibaren geriye doğru adımlarla bize hangi düşüncemizin, diğer hangi düşünceyi anımsattığını hatırlayabilmektir.Sıralamamız Antalya > Kaldığınız Yer > Güzel Yemekler > Akşam Yemeği Sonrası Yürüyüşler > Kumsalda Yürüyüşü Keyfi > Deniz'in Köpüklü Sularında Yürümek şeklindedir.



Sıralama yönteminde bunu ; Denizin Köpüklü Sularında yürürken Kumsalda Yürüyüş keyfini, Akşam yemeğinden sonra bu yürüyüşleri güzel yemeklerin sindirimi kolay olsun diye kaldığımız yer olan Antalyada yaptığımız şeklinde hatırlamamız gerekir. Düşüncelerden düşüncelere sıçramak saniyeden bile daha kısa bir sürede olacağı için çok dalgın kimselerde, kendine gelme süresi daha uzun zaman alabilmektedir. Çünkü asıl konularından o kadar uzaklaşırlar ki, aldıkları keyif yüzünden, mevcut durumlarına hemen dönmek istemeyebilirler. Konsantrasyonunuzu daha uzun süre sürdürmek için , bu düşünce sıçrayışlarını geriye doğru adımlarla takip etmeyi olmazsa olmaz şeklinde bir alışkanlık olarak kabul edin. Bu alışkanlığınızı geliştirdikçe, dalgınlık yerine bilinçli bir hayal kurma süreci başlatacak ve artık birkaç düşünce sıçrayışında hemen bunu farkedecek ve neyi, neyin çağrıştırdığını anlayarak hemen işinize , odaklanmanız gereken konuya dönebileceksiniz.

Konsantrasyonunuzu etkileyen en önemli meselerden birisi de ; olumsuz düşünceler ve çözümlenemeyen problemlerdir. Olur olmaz zamanlarda kendimizi bu tip sorunlarla boğuşurken farkediyorsak, kendiniz için sadece bunları düşünmeye zaman ayırmanız faydalı olabilir. Sorunlarınızı yerli yersiz düşünmek ve veriminizi düşürmek yerine sadece bu sorunun çözümüne yönelik neler yapılabilir şeklinde 10-20 dakikalık zaman dilimleri ayırarak konu üzerinde kendi baskınızı gösterebilirsiniz. Bir anlamda zihniniz size itaat etmeyerek sürekli problemleri aklınıza getireceğine , sadece sizin belirlediğiniz zaman dilimleri içinde bu sorunu çözmek için uğraşmanız, hakimiyetin sizde olduğunu daha belirgin bir şekilde hissettirecektir.

Aldığım Konsantrasyon Seminer'i sonrasında, büyük farklılıklar yaşadığımı söyleyebilirim. Bana kalırsa, Çağımızın hastalığı olan konsantrasyon problemi için profesyonel bir yardım almak gerçekten kendinize yapacağınız en büyük yardımdır. Önemsemeden geçtiğimiz ama günde birkaç hayati hataya da neden olan bu eksikliğimizi kabullenmek zorunda değiliz aksine iradenin kimde olduğunu göstermek sureti ile ipleri elinize almak için önerdiğim yöntemlere hayatınızda yer verebilirsiniz.


Lütfen Yorumlarınızı İletin...

Yazan : Turgay GEZİCİ


Devamını okuyun...>>

Aklınıza gelen fikirleri hemen not etmeyi unutmayın. Üzülen siz olmayın.


Hepimizin tonlarca çözülmeyi bekleyen sorunu vardır. Bunları çözümleri için düşündükçe içinden çıkılamaz bir durumda hissederiz kendimizi. Sorunlara odaklanmak yerine çözümlere odaklanmak yapılması gerekendir fakat bu da zamanla öğrenilecek bir tecrübedir. Sorunların üzerinizdeki baskısını hafifletmek için küçümsemeyi öğrenmek ve giderek bu soruna bir başkasının sorunuymuş gibi bakabilmek. Sevdiklerimizin başlarına gelen problemleri için yardımcı olmak isteriz hani, bu şekilde de önemsizleştirilen bir sorunu çözmemiz daha kolay olacaktır.

Sorunlardan yola çıkarak girişimizi yaptık şimdi de aslında sorunlar oluşmadan önce alınacak tedbirler yada yeni projeler için bizlerin her zaman yanında olan ilham perilerimizi ağırlayalım. En güzel fikirlerin genelde WC'de geldiği kaçınılmaz bir gerçek olsa da :) Araba kullanırken, bir seyahat esnasında yada bulunduğunuz ortamın dışına çıkar çıkmaz algılarınız size daha verimli bir şekilde hizmet etmeye başlar. Mevcut problemlerimizin üzerimizdeki baskısını az önce bulunduğumuz mekanda bırakmayı düşünelim. Bırakmayı deneyelim demiyorum çünkü bunun işe yarayacağına inanmanızı istiyorum. Artık daha özgürsünüz, farkındalığınızı şu an yeni gördüğünüz yerlere odaklamaya başladınız ve burada gördüğünüz, başkalarına göre önemsiz ama sizi çözüme ulaştıracak her nesneye karşı algılarınızı açık tutun.

Gözlem yapmaktan hoşlanan birisiyseniz, çevrenizdeki insan davranışları ve nesnelerle ilgili hatıralarınız ve deneyimleriniz canlanacaktır. Birkaç kişinin sohbetine kulak misafiri olmanız ve orada konuşulanların, konuşmada geçen fikirlerin, esprilerin kendi hayatınıza hiç de yabancı olmayan şeyler olduğunu farkedeceksiniz. Gezdiğiniz mekanlardaki yapılan dekorasyonları, ince nüanslarla estetik açıdan yakalanan başarıları, bu emeği ortaya çıkartan kişilerin daha sonraki hedeflerini tanımlamak için kullandığı fikirleri, çağrışım yapmak sureti ile sizde bundan sonra yapacaklarınız için kendinize örnek alabilirsiniz. Fikir kopyalamaktan ziyade esinlenme diyebiliriz buna. Tüm dünyanın çarkına uygun olan bir şekilde.

Hepimizin zihninde düşüncelerimize cevaplar aradığı içsel konuşmalar geçmektedir. Dış dünyanın karmaşası olağanca hızıyla akarken, bizler içselimizde hep bu sorgulamalarla işlerimizi, hayatımızı, gelecek endişemizi , sorumluluklarımızı düşünür ve zihinsel konuşmalarla bir takım kararlara varırız. Bu kararların altını çizmek ve not edebilmek çok önemlidir. Teknolojinin nimetlerini kullanarak ( cep telinize not yazmak, cep telin ses kaydını kullanmak, cep tel ile videonuzu çekmek, mini ses kayıt cihazı taşımak vb... ) bunu çok rahat başarabileceğimiz gibi , sadece bir not defteri de işinizi görecektir. Sorumluluklarınızın riskini azaltabilecek, teslim ettiğiniz işlerin bundan sonra daha kaliteli olmasını sağlayabilecek, geleceğe yönelik yeni fikir ve oluşumlarda önemli rol oynayabilecek her türlü fikir ve zihin görüntünüzü not etmenizi önemle belirtiyorum.

Her zaman önünden geçtiğiniz bir dükkanın vitrin dizaynını, sürekli yemek yediğiniz bir restoran'ın işleyiş yapısını yada rüya gördüğünüzde birdenbire uyanıp hayal mi gerçek mi olduğuna karar veremediğiniz o An'ı yaşarken, sizi farkındalığınıza daha çok yaklaştıracak olan düşüncelerinizi not edin, sesinizi kaydedin yada elektronik ortama aktarın. Ne kadar çok detay yazarsanız, sakin ve bilinçli bir şekilde iken, sizi hangi problemin meşgul ettiğini yada yapmak istediğiniz fakat çelişkiye düştüğünüz bir problemin çözümüne çok yaklaşmış olabilirsiniz.  Farkedeceğiniz gibi düşüncelerimiz ve konuşmalarımız hep aynı şekilde iken, rüyalarımızda çok farklı hissederiz. Bilinçaltımızın bize iletmek istediği üstü kapalı mesajları, not etmek orada ki ince ayrıntıları yakalayarak aslında sizi neyin daralttığını ve kaçış noktanız olan problemin nedenine de not almak sureti ile ulaşabilirsiniz. Uyuduğunuz yerin yakınına bir not defteri yada kalemi hazır tutarak bile kendinizi bu konuda şartlandırmanız mümkündür. Kendinize bu kadar yardımı çok görmeyin bence.


Dikkatimizi dağıtan etmenler yüzünden de zaman zaman aldığımız kararların dayanak noktalarını yani o an gelen ilham kaynağını sonra hatırlarım diyerekten geçiştiririz. Beklenileceği gibi de daha sonra ya hatırlayamayız yada önemsizleşmiş olur çünkü hislerin o anki yoğunluğuna bir türlü varamayız. Başarıların ve kazançların sadece maddi anlamda ölçülebildiği günümüzde, farkındalığımıza sırt çevirdiğimiz her an aslında daha büyük bir gerilemeye yol açmaktadır. Düşüncelerimize yön veren duygularımızın kaynağını bu şekilde bilinçaltımızın bize ilettiği anlık düşüncelerden içsel anlamda edinebiliriz.

Bir örnek verecek olursak; önceleri arkadaşlarınızla sürekli gittiğiniz bir mekana uğramak istediğinizi düşündünüz. Çok uzak olmasına rağmen hiç sorun değil, oraya kadar gittiniz ve birşeyler atıştırdınız. Arkadaşlarınızla geçirdiğiniz hoş hatıralara dalıp gittiniz yada çıktığınız kişiyle buradaki konuşmalarınızı düşündünüz. Geriye getirmek istediğiniz o güzel anılar sizde bir nostalji havası estirdi. Bu düşüncelere kapılmanın ardında kimbilir, eskiden çıktığınız kişiden uzakta olmanın yada eski arkadaşlarınızla görüşmüyor olmanızın fakat buna duyulan özlem duygusunun bir içsel hesaplaşma olması mümkün olabilir mi? Kendinize olan  hayıflanmanızı ,bu güzel anıların yaşandığı yere kadar gelerek azaltmaya çalışıyor olabilirsiniz. Zihninizde uçuşan birsürü düşünce yerine, o düşüncelerin kaynağı olan mekana gelerek kendinizi uyuşturmak gibi olabilir. İşte demek istediğim, anlamını bildiğiniz halde gene de size istemdışı bir şekilde yaptırılan davranışlarınızın gerçek nedenlerini farkedin ve bunu not edin.

Daha sonraları neyi, neden yaptığınızı eskiye nazaran farklı olarak algılayacaksınız. Bunun geçmiş bir deneyim olması ve artık sizin için şu AN'ın ve geleceğinizin önemli olduğunu anlayarak kendinizi bu tür zaman kayıplarından kurtarabileceksiniz. Buna benzer örneklerinizi bana iletebilirseniz ( isim vermeksizin ) memnuniyetle bu yazıma eklemek isterim. Hepimizin farkındalığının artması ve bunu öncelikle kendimize, beraberinde çevremizdekilere yansıtmamız dileklerimle...

Lütfen Yorumlarınızı İletin...

Yazan : Turgay GEZİCİ


Devamını okuyun...>>

Zihninizi Dinlendirin, Bedeninizi Serbest Bırakın...


Hepimizin üstünde tarif edilmez bir yorgunluk vardır. Saatlerce uyumak bile fayda etmez kimi zaman. Pek fazla birşey yapmasak bile o günün ağırlığı sanki üzerimize kilolarca ağırlıkta bir yük gibi biner ve artık bu yükü kaldıramadığımızı hissederiz. Bizlerden kat be kat daha çok çalışan ve yorulan kişilerin  ise , "Allah büyük" diyerek hiçbir işin altına girmekten çekinmeden yollarına devam etmelerini bazen "Helal Olsun" şeklinde takdirlerimizle karşılarız.

Bildiğiniz gibi meslek dallarında Beyaz Yakalılar ve Mavi Yakalılar olarak iki kısma ayrılıyoruz. Beyaz yakalılar , bilgiye dayalı sektörde çalışanlar, Mavi Yakalılar ise kas gücüne dayalı işlerde çalışan gruplar oluyor. Hangisinin işi daha kolay gibi bir kıyaslama elbette zor. Yıllarca okuyarak ilim irfan sahibi olmak ne kadar zor ise, hergün ağır işlerde çalışmanın verdiği eziyette bir o kadar zordur. Her iki grup içinde çalışılan günün ardından iyi bir dinlenme molası hak edilmektedir. İş çıkışından eve gelene kadar birçoğumuzun pestili çıkmış durumda oluyor ve nasıl yemek yediğimizi bile anlamadan tv karşısında sızıp uyuyoruz yada yenilen yemeğin verdiği enerji ile dinlenmeyi bir kenara iterek, hobilerimizle uğraşıyoruz . ( Facebook'ta tarla ekenler, Travian da köycülük oynayanlar ve diğer sohbet seçenekleri ...)

Aslında ertesi güne dinlenmiş ve zinde başlamamız gerekirken, bu şekilde geçici enerjilerle ayakta kalmaya çalışarak kendimize ne kadar hasar verdiğimizin farkında değiliz. Normalde bu tür hobilerinizle sabahlayıp, ertesi gün işe gittiğinizi ve tam gün nasıl çalıştığınızı gururla anlatırken, ilerleyen yıllarda , bir iki saat uykunun eksikliğini bile tüm güne yansıyan inanılmaz bir bitkinlik içinde geçirmeye başlıyoruz. Özel hayatımıza da vakit ayırmak mecburiyetindeyiz ve bunun eksikliği kendini çok belli ediyor, sizlere katılmamak elde değil. Günün sonunda dinlenme saatinizden ödünç alınan bu süreleri minimum'a düşürmek ve kendinizle bu konuda anlaşma yapmanız sizi sağlık yönünden olumlu etkileyecektir.


Beyaz yakalıları örnek alacak olursak : Gün içinde sürekli bilgiye dayalı zihinsel faaliyetlerle iş yaptıkları için, bedenen çok fazla yorulmamaktadırlar. Eğer sizde masabaşı bir işte çalışıyor ve günboyu sabit kalmak zorundaysanız, sağlığınızla ilgili ciddi problemlerin eşiğindesinizdir demektir. Düzenli spor yapabilen insan sayısı artık bir elin parmaklarından az olduğu için, kendinize acil bir plan oluşturmalı ve günün sonunda hafif bir atıştırma sonrası egzersizler şeklinde vücudunuzun enerji yakmasını sağlamalısınız. Gün boyunca oturduğunuz sandalyenin sırtınızda yavaş yavaş meydana getirdiği kamburluk hissi, önünüzdeki bilgisayara hep aynı açı ile bakmaktan boynunuzun zorlanması ve bileklerinizin yazı yazmak sureti ile zorlanması, bunlar belirtileri ileride çıkabilecek rahatsızlıklarınızdan bazılarıdır. Eğer ofisiniz müsaitse gün içinde de Ofis Egzersizleri şeklinde arama motorlarından ulaşabileceğiniz egzersizleri uygulayabilirsiniz. Kendinizi zinde hissetmeniz ve üzerinizdeki hantallığı, nedensiz bitkinliği sona erdirmek için en doğru hareket kendinizi bu şekilde ödüllendirmeniz olacaktır.


Mavi yakalılarda ise durum daha önemlidir. Gün içerisinde sürekli kas gücüne dayalı işlerde bulunmak elbette egzersiz yapmak kadar basit değildir. Bu sektörlerde çalışan kişilerin, öncelikle kaslarını zorlayıcı yada zedeleyici ani hareketlerden kaçınması gerekir. Türk milleti olarak gücümüzü her an her yerde gösterebilecek şekilde programlandığımızdan, el kol şakalarından , eşşek şakalarına kadar her an herşeye maruz kalınabilir. Aynı şekilde rahatlatıcı egzersizlerin, kas gücüne dayalı sektörde çalışan kişilerce uygulanması olumlu sonuçlar verecektir.

Global çağda, tüm bilgiye internet üzerinden ulaşılabileceği için, artık doğru bilgiyi net olarak alabilmek güçleşmiştir. Bu anlamda başkalarından duyulan bilgileri her zaman araştırmak ve doğru kaynaklardan teyit ederek düşüncelerinizde yer vermeniz en doğrusudur. Mavi yakalıların bedenen harcadığı enerjiyi, zihnen çalışarak da dengelemeleri en doğrusudur. Aynı şekilde saatlerce bilgisayarın başından kalkmadan geçirilen saatler , aşırı yorgunluk ve göz kuruması gibi problemler başlatabilir.

Mavi yakalıların, gün içinde yorulan bedenlerini, zihinsel faaliyetlerle uğraşarak dengelenmesi sağlanabilir. Görünürde zaten çok yorulmuş bir insanı zihinsel anlamda da yormak saçma gibi gelebilir fakat burada zihnen uğraşacağı faaliyetler, kitap okumak, resim yapmak, bulmaca çözmek, soduku, satranç, tavla vs gibi olabilir. Çevrenizde sürekli yorgunluk ve bitkinlikten şikayet eden kişileri gözlemlediğinizde, muhtemelen boş zamanlarında, kendi üretim güçleri paralelinde işlerle mesgul olmalarındandır. Vücutları sadece tek bir yönde yorulduğu için de, gereken dengeyi sadece yediği yemekle ve aldığı uyku ile sağlayabilmektedir. Zihin gücü ile çalışanlar için kas gücüne dayalı hobilerle uğraşmak, kas gücüne dayalı çalışanlar içinde zihin gücüne dayalı faaliyetler de bulunmak içsel huzur içinde oldukça faydalıdır.


Dinlenmek için ayırdığınız süre içinde her iki grup içinde en kolay faaliyet Tv izlemek gelebilir. Zihnimizin en sevdiği şeylerden birisi olan Tv izlemek esnasında, zihin kendini iyice gevşetmektedir. Çünkü görsel ve işitsel anlamda insanlara hitap ettiği için , saatlerce insanı esir ederek karşısında tutabilir. Bunu izleyen kişiler izleyecek hiçbirşey bulamasa dahi, karşısından ayrılmadan zaman geçirebilmektedir. Çünkü zihnimizin kendini en rahat hissettiği an bu gevşeme anıdır. İsterseniz, kendinizi denemek adına ; dinlendiğiniz bir esnada tv yi kapatarak, kitap okumayı deneyin. Gazete yada dergi demiyorum , çünkü oradaki resimler ve büyük puntolu ifadeler okumayı kolaylaştırıcı etki yaratır. Sadece kitap okumaya çalıştığınızda 5-10 dakika içerisinde sıkılacak ve tekrar tv izlemek isteyeceksiniz. Çünkü zihnimiz , kitapta okuduklarımızı canlandırmaya başladıkça hayalgücümüze başvuracak ve bu da zihnimiz için zorlanmak anlamına gelecek. Gönderdiği sinyaller ile başımızın ağrıması yada sıkılganlık şeklinde hemen okuma işine ara vermemizi bize belli edecektir.

İşte kendinize yapacağınız yatırımların, nasıl engellendiğini bir nebze olsun tarif etmeye çalıştım. Zihninizi sık sık kitap okuma, şiir okuma ve köşe yazılarını takip etme tarzında zorlamanız ve günde en az 1 saatinizi ayırmanız çok gereklidir. Siz onu eğitemezseniz, O zaten sizi her akşamki şeklinizde idare ediyor. Kabul etmeyebilirsiniz, o zaman neden kendinizden memnun olmadığınızı yada kendinize neden söz geçiremediğinizi düşünün. Eminim, yapacağınız birkaç denemeden sonra hem zihninizi daha çok kontrol edebilecek hemde kendinize duyduğunuz güven hissi gittikçe artacaktır. Önemseyeceğiniz en önemli nokta, zihninizin dışındakileri bilmemek değil , içindekileri farkedememektir. Kendinizi harika hissetmenize çok az kaldı. Tebrikler.

Lütfen Yorumlarınızı İletin...

Yazan: Turgay GEZİCİ


Devamını okuyun...>>

Kendinizi Pohpohlamaya Devam Edin, Acaba Başkaları Sizi Nasıl Tanıyor?


Kendimizi ifade edebilmek ve bir o kadar da başkaları tarafından farkedilebilmektir diyebiliriz. Hayat basamaklarını hızlı bir şekilde tırmanarak geçiyoruz, Etiketlerimiz; öğrenci, stajyer, çalışan, idareci, aile sahibi, şu sahibi bu sahibi diye artarak gidiyor. Kendimiz için yaptığımız her olumlu gelişme bizi mutlu ediyor, başımıza gelen olumsuz durumlarda da karalar bağlayıp çare olacak birilerini arıyoruz etrafımızda ve herkese her fırsatta anlatmaktan sıkılmıyoruz bunları.

Kendinden övgü ile bahseden birisini dinlediğinizde ve siz bu kişiyi tanımıyorsanız saygı gereği söylediklerini can kulağı ile dinleyebilirsiniz . Fakat bu kişiyi tanıdıkça fikrinizi değiştiren bazı olumsuz gelişmeler yaşanabilir. Bu aşamadan sonra kişinin kendi tarifi ile sizin ona karşı düşüncelerinizde sapmalar meydana gelmiştir. Kendisini işkolik, sorumluluk sahibi, yardımsever ve paylaşımcı biri olarak nitelendiren bir insanı tanıdıkça , işlerini zamanında bitiremeyen, sorumlulukla alakasız, kendine müslüman ve cimri diye de nitelendirebilirsiniz. Ama bu kişi bunu asla bilmeyecektir. Çünkü hiç kimse, başkaları hakkındaki gerçek düşüncelerini ona söyleyerek düşman kazanmak istemez, aynı zamanda üzülmesine sebebiyet vermek istemez.

Bunun tam tersi bir durumda, başkalarının iyiliği ve gelişmesi için fedakarlık eden birisinin de, kendini tanımladığı özellikler ile etrafında tanınma şekli çok farklıdır. Mesela bir öğretmen, öğrencilerine faydalı olabilmek adına eğitimini çok yönlü veriyorsa,( ödev, sunum, deneyimleme vs..) bu öğrencilerinin faydasına olacağı için , zaman zaman onlara da baskı da yapıyorsa, ters tepki vererek, öğrencilerin, öğretmenleri hakkında yanlış kanıya varmalarına yol açabilir. Tepki olarak dersten soğuma, dersi dinlememek yada derse girmemek gibi eylemler yapabilirler.

Kendi niteliklerimizi oturup yazmaya başlasak 5-10 kalem arasında değişmektedir. Sizde daha fazla ise Ne Mutlu Size :) Kendimize duyduğumuz güven ile şimdiye kadar birçok başarı kazandık. Yeteneklerimizin farkına vardıkça ve bunları geliştirdikçe çevremizde buna paralel genişledi. Çünkü çevremize, doğru yaptığımız bir işi tüm objektifliği ile gösterebildiğimiz için onlarda bize olan sevgilerini bizi destekleyerek, başarı yada başarısızlıklarımızda, desteklerini her zaman hissettirerek göstermeye çalıştılar. Kendimizi, hayatın her alanında ifade ederken, belli başlı kriterleri de göz önünde tutmamızın faydaları işte burada kendini gösterecek. Kariyer hedefi ile yöneticilerinize yakınlığınız , rakipleriniz tarafından elbetteki yanlış anlaşılacaktır ve bunu 3 ncü şahıs kimselerden duyduğunuzda , yanlış anlaşılmamak adına bir süreliğine kendinizi geri çekmeyi uygun göreceksiniz. Aslında tamamen yanlış bir düşünce. Çevrenin ne diyeceğine aldırarak hareket etmek , yaşamak, ideallerinden vazgeçmek ve dahası...

Erkeklerin 3 kelime ile anlatacağı şeyi bayanlar 30-50 kelime ile anlatırlar, buradaki laf kalabalığının % 60'ı kişisel düşünceler ve olaya bakış açısı ile alakalıdır. Doğal olarak bir bayanı tanımak , bir erkeği tanımaktan daha kolaydır. Kendimizi sürekli konuşarak ifade etmek yerine , herkes gibi olmadığımızı göstermek  zorundayız. Yazılarımın tamamında değindiğim konu olan KENDİNİ GELİŞTİRMEK burada da kendini altın harflerle ilk sıraya yazdırıyor. Yani neler yapabileceğinizi değil, neler yapabildiğinizi gösterin çevrenizdekilere. Böylelikle kendiniz hakkındaki bazı asılsız düşünceleri ve laf kalabalığını engellemiş olursunuz.

Kimsenin dediği beni ilgilendirmez, kimseye takmam gibi klişe lafları bir kenara itelim. Aynı çevre içerisinde bulunan kişilerin sürekli haber alma mekanizmaları vardır. Herkesin ne yaptığını inceleyen ve bunu çevreye yayan mekanizmalar. Hakkınızda doğru yada yanlış haberler de bu mekanizma ile yayılma eğilimi gösterir. Herkesle tek tek konuşup, sizinle ilgisi olmayan durumları ve asılsız haberleri yalanlamakla uğraşacağınıza , size faydası olan branşınızla ilgili yada hobilerinizle ilgili ortaya çıkan sonuçları gösterin. Böylelikle insanlar sizin gelişiminizden bahseder hale gelecek ve eski kulaktan dolma bilgiler kendiliğinden uçup gidecektir.

Kendi çevrenizden birisinin bile sizi 2-3 kelime ile tanımlayıp geçmesi ne kadar acı bir durumdur. Sizi çok iyi tanıdığına inanırsınız fakat ortak bir arkadaşınıza sizin hakkınızda anlattığı şeyler çok sıradandır. Birdenbire o kişi yaptığınız tüm yardımlar ve iyilikler, elinizden kayıp da size geri dönen lastiğin çarpması gibi acıtır. Sanki soğuk bir duş gibi...


Yerinizde saydığınız her gün, aslında sizin için farklı geçse de, ya da sürekli kendinizi geliştirip , kendinizdeki değişimin meyvelerini almaya başladığınızı görseniz de, çevreniz bunu farketmediği sürece hala birkaç kelime ile tarif edilmeniz devam edecektir. Başarılarınızın ve ortaya koyduğunuz işlerin, çevreniz tarafından görülebilmesi için kendinizi şeffaf tutun. Sizi bu başarı ortamında görmelerine izin verin. İş ortamınıza davet ettiğiniz dostlarınıza, hangi şartlar altında çalıştığınızı gösterin, kabiliyetinizin olduğu bir alanda çalışmanızı onların gözleri önünde tamamlayın. Sizin bu işten aldığınız zevki onlarda hissedecek ve onların düşüncelerini etkileme fırsatını yakalayacaksınız.

Eğer siz ben bunlardan hiçbirisini yapamıyorum gerek de yok diyorsanız O sizin bileceğiniz bir iş. Sadece şunu unutmayın. Kendimizi bildiğimiz şekilde asla başkaları tarafından bilinemeyiz. Bize olan destekleri de bizim için büyük motive kaynağıdır. Bu kadar büyük bir zenginlik kaynağını , görmezden gelip, başka yerlerde teselli bulmaya çalışmak çok büyük bir kayıptır. Sizleri anlayabilecek bir çevreye sahipseniz, bu fırsatı lütfen geri tepmeyin. Şeffaf olun. İnsanların saçma sapan esprilerine cevap vereceğinize , yeteneklerinizi geliştirmeniz için destek olmalarını sağlayın. Bu da hayatın bir başka yönü...

Lütfen Yorumlarınızı İletin...

Yazan : Turgay GEZİCİ


Devamını okuyun...>>

Hayatınızın Filminde Başrol Oynamak İster misiniz?


Evet şimdi okuduğunuzu kendinize tekrar etmenizi isteyeceğim. Hayatınızın Filminde Başrol Oynamak İster misiniz? Hayatınızı filme konu etseler, birçoğumuz ya benim hayatımda filme çekilecek birşey yok ki diye hayıflanır, yada çok can sıkıcı bir film olacağını düşünerek bu teklifi reddeder. Çünkü hayatı filme konu alınan kişilerin; dünya üzerinde önemli işlere imza attığı , kitleleri peşinden sürüklediği, düşünce ve davranış şekli ile yeni bir neslin üzerinde inanılmaz bir etkisi vardır.

İddialı olmak, sürekli insanının kendisini bu şekilde motive etmesi oldukça zor bir iştir. Kime karşı , neye karşı iddialı olacağız. Bir amaç belirlemeden, gidilecek rotayı çizmeden elbette bunları haa deyince yapmak zordur. Öncelikle hangi konuda iddialı olacağımızı belirleyelim ve bunu tüm hayatımıza mal edecek adımları , bilinçli ve kararlı olarak sürdürelim.

Mademki yaşadığımız hayatın, herkesten çok farklı olmasını istiyoruz. Bunun için çevresel anlamda etkili bir nüfuza sahip olmak, maddi açıdan istediğimiz kişilere yardım edebilecek bir düzeye gelmek ve gerçek anlamda dostlara sahip olmak başlıca isteklerimiz olarak sıralanabilir. Sizlerin istekleri ve sıralaması daha farklı olacaktır muhakkak. Önemli olan bunların olacağını bilmek ve hissetmektir. 

Şu an bu yazıyı okuyan kişilerin yaş aralığı 20 / 60 arasında olabileceğini tahmin ediyorum. Herkesin kendinden birşeyler bulabileceğine göre , neden şimdiden itibaren bakmıyoruz. Yani bu zamana kadar olan deneyimlerimizi , yaşadıklarımızı bir referans olarak kabul ediyoruz ama bir sonraki adımlarımız hep bu referanslarla eşleşme yapılarak kendine fırsatlar bulabiliyor. Önyargılarınızı kırmak çok zor, sadece başkasının ne dediğine bakarak hareket etmemeniz gerektiğini bilmek çok zor, başarısızlığı gülümseyerek karşılamanız gerektiğini öğretebilmek çok zor. Hayatınızda defalarca sınavlara gireceksiniz, defalarca rekabet ortamlarında boy göstereceksiniz, defalarca kendinizi yapmak isteyip de yapamadığınız şeyler için zorlayacaksınız.( Kilo vermek, Sigarayı Bırakmak, Düzenli Kitap Okumak, Sevdiğimiz insanlara Vakit ayırmak gibi ) Bunları her denemenizde , size göre başarısız olunduğunda duygusal kararlar alarak uzaklaşmaya başlayacak ve nerede yanlış yaptığınızı sorgulamadan bunu da referanslarınız arasına ekleyeceksiniz.


Sizi , kendinize küstüren yapılan hatalar değil , kendinizi dışarıdan değerlendirmeniz olacaktır. Şöyle düşündünüz mü hiç ? Sonuçları size olumlu yansıyan durumlarda sizin mutluluğunuz başkasını üzebilir, sonuçları olumsuz yansıyan bir durum ise başkalarını mutlu edebilir. İki tarafında ortak duygularının olması gerekirken, birbiriyle çatışma halindeler. Küçük bir örnek verelim. Birisi ile çıkmayı düşünüyorsunuz ve çıkmayı düşündüğünüz kişi, sizin de tanıdığınız bir kişi ile çıkmaya başlamış, bu anlamda onların mutluluğu sizin üzüntünüz oluyor, onların ayrılması ve ortaya çıkan üzgün tablo ise sizin mutluluğunuz anlamına geliyor.

Hayatınızın bundan sonrasında yapacaklarınız, şimdiye kadar yapacaklarınızdan çok daha önemli, buradaki farkındalığınızı , bu cümleyle birlikte daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum. Geçmiş sizi bu aşamaya kadar getirdi fakat hiçbirimiz olmamız gereken yerde değiliz ve daha isteklerimizin %10 u bile karşılanmadı. Daha iyisini kimse size sunmayacak yada verilen vaad'lere hiçbir zaman kanmayın, çünkü insanlar basamak olarak kullanabilecekleri kimselere vaad ederler. Basamaklar basılıp geçilmek içindir. Yukarı yada aşağı her durumda ezilen kesim olmamak için , vaadlerle ilgili o kişiyi çok yönlü inceleyin.

Dönelim tekrar senaryomuza, kendinizle ilgili gerçek bir durum analizi istemek zorundayım. Bundan birkaç sene sonrasında kendinizi nerede ve nasıl hayal edebiliyorsanız lütfen bunu kağıt kalem alarak yazıya geçirin. Hayalgücünüzde sınırlarınız olmadığı müddetçe kendiniz için en iyi durumu isteyebilirsiniz. Çalışan pozisyonunda iseniz, bir yönetici, maddi durumunuzun fevkalade iyi olduğu, kariyer bakımından ilerleme kaydetmiş, sağlıklı ve zinde, çevresinde saygınlıkla tanınmış bir kişi ve hatta bunlardan çok daha fazlası olabilirsiniz.

Kendinizle ilgili gelecek tariflerinizde, düşünmüş olduğunuz bu tanımlara uyabilmek için artık senaryomuz hazırlanmış oldu. Geriye sadece usta oyunculuğunuzu ortaya dökmek kalmıştır. Hayatınızın sahnelerini göz önüne getirin. Evden çıkana kadar olan sahneleriniz, işe yada herhangi bir yere gidene kadar olan sahneleriniz, işyerinde / okulda / seyahatte geçireceğiniz sahnelerinizi artık çok daha farklı değerlendirebilirsiniz. Bundan sonraki dikkat edeceğiniz hususlar, doğrudan ve etkili iletişim kurma, insanları gerçekten dinlediğinizi gösterme, empati kurarak onları anlama ve mantıklı cevap verebilme gibi etkenler artık hayat hikayenizin yeniden şekillendigini ve kendinizi daha özgür hissetmeye başlayacağınızı size hissettirecek. Şimdiye kadar sürekli iş üstüne iş trafiğinden kimseyi farkedemezken artık siz insanlardan iş beklemeye başlayacaksınız. Çünkü bakış açınızı değiştirdiğinizi farkettiniz. Eskisi gibi olmadığınızı ve olmayacağınızı...

Bir düşünce akımını savunmuyorsunuz, Süper bir gücünüz yok yada insanlık tarihine geçecek bir icadınız da olmadı. Peki neden insanlar sizin hayat hikayenizi konu alan bu sıkıcı filmi izlesinler ? İşte bu soruyu kendinize sorduğunuzda eksik olan şey bu. İnsanlara birşeyler vermeliyim. Neden vereyim, onlar bana ne verdiler ki diyeceğinize artık kendi sınırlarınızı aşın ve önyargılarınızı kırın, karşılıksız vereceğiniz her yardım, her düşünce , her maddi manevi yardım sizi bulacaktır. Eğer yardımcı olmayı seven birisi iseniz zaten bu düşünce sizi mutlu edecektir. Karşılıklı yardımlaşmayı uygun buluyorsanız da dert etmeyin, sizden yardım alan kişiye göre artık yüzlerce binlerce insan arasında sizin yeriniz çok farklı. Siz bunu hissetmeseniz bile bu genel anlamda böyledir. Akışına bırakmakla ilgili bir durum.

Sonucu bağlayalım diyorum artık. Sürekli nasihat ve telkinlerle bir yazı oldu farkındayım. En iyi yapabildiğiniz alanda sözünüzün de geçmesi gerekiyor. Bu alanda hitap ettiğiniz kişiler en yakınınızdakiler olabilir, fakat size uzak olanlarda sizin en iyi yaptığınız bu işe ihtiyaç duyacak ve bu da ününüzün yayılmasına neden olacaktır. Başarılarınızın duyulmasını sağlamak da kariyer basamaklarında birer birer ilerlemenizi sağlayacak ve şimdiden hayatınızın filminde ilk sahneyi bitirdiniz bile. Kendinizle ilgili olumlu yönlerinizi belirleyerek bunları topluluga hitap edecek şekilde pazarlamayı deneyin. Özgüven sayesinde birçok pazarlamacı köşeyi dönmüştür. Özgüveni olmayan kişiler ise yaptıkları harika işleri kendilerine saklayıp, kalitesi düşük olan işleri eleştirmekten öteye gidememişlerdir. Hangi tarafta yer almak istiyorsunuz ? Zaman şu andan itibaren aleyhinize işlemeye başladı bile. Zamanınıza sahip çıkın, çünkü onu size emanet ettiler.

Lütfen Yorumlarınızı İletin...


Yazan : Turgay GEZİCİ


Devamını okuyun...>>

Bumerang Etkisi...


Hayatımızda değer verdiğimiz şeylerin sayısı azalınca onlara geç de olsa sahip çıkmak için elimizden geleni yapıyoruz. Başıboş bırakılan her nesne bulunduğu yerin eğimine göre sürüklenecek yada yer çekimi kuvveti ile direk dibe çekilecektir. Düşüş hızı kütlesine göre sert olup daha çok zarar verecek yada çok sayıda sıçramalar yaparak belirsiz bir şekilde ilerleyecektir.

Eğer başıboş bırakılan çocuk ise onunla ilgilenilmesi gerekirken bir tv karşısına bırakılması ve izlediği yayınların niteliğinin kontrol edilmemesi bile zarar verici nitelikte olabilir. Çocuklar gelişim çağında ebeveynlerini örnek almakta ve onları sürekli gözlemleyerek davranışlarını taklit etmeye çalışmaktadır. Çocuğun yanında yüksek sesli konuşmamak, yemek esnasında sofra adabına uymak ve temizlikle ilgili konular yaşantımızın sürekli içinde var olduğu için bu kısımlarda pek fazla zorlanmayız. Ancak çocuğun düzenli olarak dış ortama çıkartılması, doğa ile tanışmasını pekiştirmek için özelliklere yeşil alanlara götürülmesi, yaşıtları ile oynayabileceği mekanları deneyimlemesi de çok önemlidir.

Çocuktan sadece satın alınan oyuncakları ile oynamasını beklemek , yaramazlık yaptığı takdirde fena bir şekilde azarlamak ve çocuğun enerji boşaltmak için yaptığı tüm hareketlere aşırı tepki göstermek, giderek daha uysal ve kendi içine kapanık bir kişilik yapısına neden olabilir. Çocuklarımız için duyduğumuz gelecek kaygısını, daha çok küçük yaşlarından itibaren onlara doğru şekilde davranmak ve örnek olabilecek davranışlar sergileyerek rol model olabilmeyi hedeflemek gerekir. Diğer çocuklar ile yapılacak kıyaslamalar, çocuğun kendi iç dünyasında beğenilmediğini hissettirerek, öğrenmesini beklediğimiz hareketleri yapmayarak, beklentilerimizi boşa çıkararak ve daha çok yalnız kalmak istemesi gibi tepkilere neden olabilir.Sonuçta vereceğiniz emeklerle gurur duyabileceğiniz bir kuşak yetiştirme zahmetine katlanmanın bilincine ne kadar erken varabilirseniz, herkes için verimini o ölçüde arttırabilirsiniz.


Yakın dostlarımız içinde de sorunları olan kişileri farkederiz ama onların sorunlarını dinlemeye bazen vakit ayıramayız. Çünkü herkesin kişisel problemleri devam ederken , başkalarından da aynı negatif fekansı almaya o kadar da istekli olmayabiliriz. Dostlarımızın zaman zaman yaptığı hataları duyduğumuzda üzülür fakat bunun sebeplerinden birinin kendimizden de kaynaklanacağına hiç ihtimal vermeyiz. Bu dostlarımızın, sorunlarla boğuşmaktan gücü tükenebilir ve sürekli bunalım takılmaya başladığını farketmişsek, Onun problemlerini dinlemek ve kasvetli havasını dağıtmak için bir görüşme ayarlamalıyız. Bizler terapist yada psikolog değiliz fakat dostlarımıza ayırmadığımız vakitler, onların daha çok bunalım takılmasına ve karamsarlığı sonucunda yanlış dostluklar yada yanlış yönlere sapmasına neden olabilir.

Daha sonra destek olmadığımız kişi hakkında duyduğumuz olumsuz haberlere yüzeysel olarak üzülüp "vah vah iyi birisiydi" demek gene kolaya kaçmak olacaktır. İnanın çok zor değil bu. Sadece birkaç saatinizi o kişinin gözünde büyüttüğü dertleri dinleyeceksiniz ve onu kasvetli havadan çekip alacaksınız. Göreceksiniz ki ertesi gün bambaşka birisi olarak , ve size müteşekkir olarak geri dönecektir. Belki aynı desteği yada daha fazlasını sizde ondan göreceksiniz. Muhtemelen de daha kalıcı bir dostluğun temellerine giden bir yoldasınızdır.

Kendimden örnek verecek olursam, arabesk yada fantazi anlamında bir müziği 1-2 dakika dinlediğimde , sanki sevdiğim kişilerle arama bir engel koyup, bunun oluşturacağı hüzünlü ortamı hayal eder gibi düşünürüm. Nasıl bir duruma düştüğümü farkeder farketmez hemen bunlara neden olan müziği değiştirir, diğer insanlarda yaratacağı olumsuz etkinin giderek ne kadar artabileceğini düşünürüm. Bu ve buna benzer müzik tarzlarını dinlemek , sürekli olumsuz haberlere odaklanmak ve gerçekleşmemiş olayları hayal ederek, bunların sonuçlarını düşünmek sureti ile insanın kendini meşgul etmesi, hayatın güzelliklerine sırt çevirmek ve giderek toplumdan kendini soyutlamak anlamına gelmektedir. Artan şiddet olaylarının ve cinayetlerin bana göre başlıca nedeni ; insanların yalnız kalarak kendi içsel hesaplaşmalarında nefret ve öfke ile kararlar alarak, anlık içgüdülerle , gelecek beklentisi olmaksızın hareket etmesidir. Bu tip kimselerin bulundukları ortamda kendilerine laf getirmemek için , tüm ömrüne mal olabilecek büyük yanlışları "cinnet" maskesi altında yaptıklarını görüyoruz.


Farklı bir örnek verecek olursak, askerlik görevini yapacak olan birisinin askere gidene kadar, askeri disiplin için uygulanılan yöntemleri , oldukça korkutucu bir şekilde anlatarak bununla eğlenen kimselerden dinlemesi gerçekten utanç verici bir durumdur.Doğru ile yanlış kavramlarının bile tamamen oturmadığı bir dönem içinde bu şekilde bir bilinçsiz etkileme büyük haksızlıktır. Bu tip kişilerin, askerlik görevinin en kutsal görevimiz olduğunu hiçe sayarak, sadece olumsuz koşulları anlatmak ve nasıl kaytardığı ile ilgili maceralarını keyifle anlatması da kabul edilemez bir durumdur. Gençliğinin baharında asker olan kişilerin, bu görevi yerine getirmeleri için askerlik ortamında gereken her türlü destek ve imkanlar olduğu halde, eğlenilmek amacıyla yapılan bu tip hareketler maalesef , korkularına yenik düşen kişilerde, askeri ortamlarda , sonuçları üzücü olaylarla sonuçlanmaktadır. Askerliğe birkaç sene kala değil de , küçük yaştan itibaren bu görevin anlamı, vatan ve bayrak sevgisinin önemi yeterince kavratılmış olsa , birçok olumsuz olayın önüne geçilebilecektir. Bu tip olumsuz olayların cehaletle o kadar ilgisi de yoktur diye düşünüyorum. Bireylere sorumluluk verilmeden yetiştirilmelerinden kaynaklanmaktadır zannımca.


Taraftarı olduğu takımın, zafer sevincini kutlamak amacı ile sokaklarda/caddelerde gezen kalabalıklara hepiniz şahit olmuşsunuzdur. Genellikle 10-20 yaş arasında gecenin geç saatlerinde yola fırlayarak, tezahüratlar atarak, araçların önünü kesen ve bunu taraftarlık sevincine bağlayarak, yaptığı şeyin bir anarşi duygusunu beslediğinden habersiz kuşaklar var günümüzde ve bunlar devam edecek gibi gözüküyor nesilden nesile. Toplum olarak delicesine bağlı olduğumuz futbol tutkusu, insanların bir anlamda yaşama anlamı haline bile gelmiştir. Taraftarı olduğu takımın yenilgisi ile sağı solu döküp kıran, diğer takımın taraftarlarına kesici aletlerle saldıran, ve çok yeni gördüğüm bir örnek : rakip takımın formasını giyen bir bayana saldırmak sureti ile beyni yıkanmış bir nesil varlığını sürdürmekte. Acaba bu insanların futbol haricinde ilgi duydukları birşey olamaz mı ya da bu kadar sahipsiz bir kesim mi var kendisini sadece futbol anarşisi şeklinde ifade edebililiyor. Gelecek kaygısı olmadan yaşayan bu tip kişilere yardım edebilirsek ne ala yoksa Allah'a havale etmekten başka durumumuz kalmayacak.

Sözün özü, bu anlattıklarımı, fırlattığınız bir bumerangın size dönüşü gibi düşünmenizi istedim. Atışınızı ne kadar doğru ve profesyönelce yaparsanız size geri dönüşümü de o kadar verimli ve sağlam olacaktır. Tuttuğunuzda elinize zarar vermeyecek, yaptığınız doğru atışın güvenini daima hissedeceksiniz. Şimdiden bu tip olayları gözlemleyerek, yakın çevremizde yada müdahale edebileceğimiz durumlarda  etkimizi gösterirsek, kazanımları muhakkak olacak ve olumsuz durumların yaşanmasına bir nebzede olsun engel olacağız. Kendinizi iyilik yapmak için kasmanızı istemiyorum. Sadece doğru olduğunu yaptığınıza inanın yeterli. Şimdiden emekleriniz için teşekkür ederim.

Lütfen yorumlarınızı iletin...

Yazan : Turgay GEZİCİ


Devamını okuyun...>>

Ufkunuzu açmanızı engelleyenleri bağışlayın ve artık yolunuza bakın...


Ne yapmak istediğinize karar verdiniz fakat bir de bunun için onay almanız gerekecek. Kendimizden değil elbette. Başta ailemiz olmak üzere, arkadaş ortamımızdan, sözüne güvendiğimiz akıl danıştığımız kişilerden son olarak duygusal bağımız olan kişilerden, yapmak istediklerimiz için onaylanmak isteriz. Sorumluluk anlayışı gereği yapmayı düşündüğümüz hedeflerimizi, daha sonra ters tepki almamak için konuyu açtığımızda her nedense ters tepki alıyoruz. Biraz da bunun üzerine kafa patlatalım sevgili okuyucular.

Ne istediğimizi netleştirmişken ve hevesimizin doruklarındayken neden hayalkırıklığına uğratılıyoruz. Fikirlerimizi açtığımız kişilere göre  onların karşı çıkma nedenlerinden ilki , tecrübesizliğimizin yetersizliğinden endişelenmeleri olabilir yahut oldukça saf birisi olarak göründüğümüzü düşünüp, her söylenene inanacağımızı düşündüklerindendir. Muhtemelen  bu kimselerin beklentileri ; sadece bildiğimiz işi yapmamız ve kimsenin etlisine sütlüsüne karışmadan dizlerinin dibinde oturmamızı can-ı gönülden arzu etmeleri diyebilirim.

Bu kısma kadar kendinizi tamamen suçsuz hissetmeyi başardıysanız devam edebilirim :) Şimdi de gelelim kabahatlerimize. Çevremizdeki kişilere, hedeflerimize ulaşabilecek kararlılığımızı ve potansiyelimizi sadece kendi isteklerimiz doğrultusunda gösteriyor olabiliriz. Kendi çıkarlarımız doğrultusunda yaşayarak bu kişilere bir katkımız olmadığı için onların bize güven duymalarını da iyice zorlaştırmış oluruz. Bu kişiler, hatalarımızı telafi etmek sanki onlara düşecekmiş gibi düşüncelere kapılarak stress'e girebilirler ve daha önceki olumsuz örnekleri falanca ve filanca şeklinde yapıştırırlar tam alnımızın ortasına. İki tarafta birbirini dinliyor gibi gözükse de aslında soğuk bir savaş başlamıştır.

Bu gibi durumlarda, konuştuğumuz kişinin tepkisinin bize değil sadece fikirlerimize karşı olduğunu lütfen bir kez daha düşünün. Bu konuşmadan evvel normal bir şekilde sohbet edip şakalaşabiliyordunuz. Sizinle aynı fikirde olmayan insanlara karşı ses tonunuzu yükseltmek yada alaycı bir tavırla konuşmak , sizi konunuzdan saptıracak ve karşılıklı bir ağız dalaşına girmenize neden olacaktır.Her zaman fikir alış-verişlerinizde ses tonunuzun yumuşak tonda olmasına dikkat edin. Karşınızdaki kişinin konuşma hızına uyum göstermenizde çok önemlidir. Mesela yavaş konuşan birisi ile hızlı ve seri bir şekilde konuşmak, anlattıklarımızı anlamasını zorlaştırır ve sizi kendisinden uzaklaştırmak için bahane aramasına yol açabilir.


Karşımızdaki kişinin düşüncelerini dinlerken göz temasını kaybetmemeli, başınızı onayladığınızı gösterir şekilde belirli aralıklarla hareket ettirmeli ve konuşan kişinin nefes aldığı zamanlarda sizinde nefes alarak paralellik göstermeniz çok faydalı olacaktır. Konuştuğunuz kişinin yanına oturmak yerine birbirinizi rahatlıkla duyabileceğiniz bir mesafe de karşısına oturmalısınız. Konuşan kişiyi dinleme esnasında,

- ellerimizi belimizin iki yanından tutarak

- yine ellerimizi arkamızda kavuşturarak
- göğüs hizasında kenetleyerek dinleme
- konuşmacının arkasında bulunan objeleri incelemek

gibi hatalara asla düşmemenizi tavsiye ederim. Beden diliniz karşınızdaki kişiye olan güveninizin eksikliğini ve üstünlük taslamak gibi olumsuz mesajlar vereceği için, sizin açınızdan sonuçlar aleyhinize olabilir. Bahsettiğim hususları zaten bildiğinize eminim fakat şimdiye kadar duygularınızın kontrolüne kapılarak, tartışmalarınızda yüksek ses tonu ve asabi bir tablo çiziyor olabilirsiniz. Bundan sonra ki davranışlarınızda, belirttiğim hususları dikkate alarak öncelikle olumlu bir dinleme sürecini tamamlarsanız, karşınızdaki kişinin de sizin gösterdiğiniz davranışları tekrar edeceğine inanabilirsiniz. Aksi halde sürekli ani çıkışlarla ve sözlerin yarım kalıp , konudan konuya geçilen bir tartışma hiçbir yere varmayacaktır.

Önceki tartışmalarınıza nazaran daha etkili geçecek yeni fikir paylaşımlarınızda, yapmayı düşündüğünüz işin olumlu ve olumsuz yönlerini daha rahat ifade edebileceksiniz. Kendinize olan güveni, gereksiz tartışmalarla zedelemeyecek ve motivasyonunuzu bu tip ortamlarda daha uzun süre devam ettirebileceksiniz.

Son olarak fikirlerimiz için onay beklediğimiz kişilere daha çok ilgi göstermemiz gerekiyor. Aynı evi, aynı işi paylaşıyor olsak da hepimizin birbirine destek olması ihtiyacı belli edilmeyen ama kolay kolay yerine getirilmeyen büyük bir istektir. İçinizdeki bu isteği sadece belirli durumlarda hatırlarsanız çıkarcılıktan öteye gitmeyecektir. Kendinize değer vermeyi unutmayın. Çünkü çevreniz bunu size hissettirmek için fırsat kovalıyor.

Lütfen yorumlarınızı iletin...

Yazan : Turgay GEZİCİ



Devamını okuyun...>>

RELAX MÜZİK :

start free mp3 download